2007 Haccı'nın Ardından / Ahmed Yüter |
Ön kayıt, kura çekilişi, resmi kayıt derken maddi-manevi bütün hazırlıklarımızı yaptık. Özellikle kendilerine özel ilgi duyduğumuz Prof. Dr. Hayrettin KARAMAN, Prof. Dr. Faruk BEŞER, Prof. Dr. Ümit Meriç, Doç. Dr. Osman SEZGİN ve Ahmed ŞAHİN gibi pek muhterem hocalarım ile de ayrı ayrı görüşmeler yapıp manevi himmetlerine ve dualarına başvurarak bu pek çok mühim, mukaddes yolculuğumuza hazırlandık. Bu arada bizim ailemiz için çok özel yeri olan Abdullah Aytekin BATTAL büyüğümüzden de desturumuzu almayı unutmadık.
Sabah
namazımızı evimizde eda ettik, hac elbiselerimizi giydik, yola
tam çıkacağımız sırada iki rekât Allah rızası için namazımızı kıldık,
derin bir huşu ile Ayete’l-Kürsi’yi okuyup Yüce Rabbimize hamd ve Rasûlullah
(s.a.v.)‘a salat-ü selam edip, “Rabbimiz! (Gireceğimiz yere) doğruluk
ve esenlik içinde girmemizi sağla. (Çıkacağımız yerden de) bizi doğruluk
ve esenlik içinde çıkar. Bize yardımcı bir kuvvet ver. Allah’ım! Yalnız
senden yardım diler, yalnız sana güveniriz. Allah’ım! bu işimizi ve
yolculuğumuzu kolaylaştır. Bize dilediğinden fazla iyilik lütfet.
Her türlü kötülüğü bizden sav. Rabbimiz! Gönlümüze genişlik, işlerimize
kolaylık ver. Allah’ım! Kendimizi, dinimizi, ailemizi, yakınlarımızı,
sana emanet ediyoruz. Ey keremi bol Rabbimiz! Bizi her türlü kötülüklerden
koru.” diye duamızı yaptık ve İstanbul havalimanına intikal ettik.
Nihayet bütün 32. kafile hacı adayları arkadaşlarımızla bir araya
gelerek 10’u 10 geçe biiznillah CİDDE’ye uçtuk. T.H.Y.’nin 2688 sefer
no’lu uçağıyla...
Yaklaşık
3.5 saat sonra Cidde Havaalanı’na ulaştık. Soğuk, kuru ayazlı İstanbulumuzdan,
sıcak ama kendine has rahatlığı ve farklı iklimi olan Cidde’de yine
farklı uygulamalı pasaport kontrolünden geçirildik. Kafilemize
ayrılan yere doğru giderken, Diyanetimizin karşılama ekibinin
sıcak, sevecen, ilgi dolu karşılama güzelliğine muhatap olduk.
Bir müddet dinlendik, namazlarımızı kıldık, Cidde-Medine yolculuğuna
hazır hale getirildik. Otobüslerimize bindik, Cidde’den Medine’ye
yola revan olduk. 450 km’lik yolu normalde muhtemel 6 saatte gidecekken,
çok eski otobüsler oluşundan şoförümüzün de ilginçliğinden ancak
11 saatte Medine’deki “Grand Menazili” isimli otelimizin önüne intikal
edebildik sağ-salim Allah’a şükür.
Yol
boyu sevgili Durmuş Kılıç hocamın öncülüğünde fakirin de iştirakiyle
Kur’ân-ı Kerim tilaveti, ilahi ve kasidelerle süslü musiki ziyafeti
vererek, bol bol salat-ü selam ve tekbir getirerek ayrıca tesbihat
yaparak yolculuğumuzu anlamlı hale dönüştürdük.
....ve
Medine’deyiz. Medine, yani Yesrib. Eski bir yerleşim yeri. “Medinetü’n-Nebi=
Peygamber Şehri” şehirlerin sevgilisi. Medeniyetin ışıklı beşiği,
Resûlullah’ın karargâhı, imanın kalesi.
Medine’de
her şey güzel. Efendimiz (s.a.v.)’in ruhaniyeti alabildiğine hissediliyor.
Hemen Mescid-i Nebevi’ye bir an evvel gitmek için can attık. Rahat ve
ferah bir şekilde Selam kapısından girerek ilk ziyaretimizi yaparız
diye düşünmüştük. Nerde, imkân mı var? Öylesine bir kalabalık ve izdiham
söz konusu ki bu halde günaha girmeden ziyaret zor gözüküyor. Onun
için önce tahiyyetü’l-mescid namazımızı sonra da sabah namazımızı
cemaatle birlikte eda ettik ve ziyaretimizi ileriki bir zaman dilimine
ayarlamaya karar verdik.
Akşam,
Medine’de yeni alınan ve tefriş edilen hoş ve güzel bir dershaneye
gittik. Orada rahmetli üstad Bediüzzamanın talebesi olduğu bize
söylenen Seksen’e doğru yaşı ilerleyen mübarek nur simalı Abdurrahman
efendi’nin “Mucizat-ı Ahmediye” konulu bir nur dersini dinleme lütfuna
mazhar olduk bir grup hacı arkadaşımız ile birlikte.... Türkiyemizin
dört bir yanında farklı meslek ve yaşlardaki o güzel insanlarla beraber
olduk.
Dün
akşamki derste bir de Medine’deki Bilal-i Habeşi camii’nin müezzini
Erzurumlu muhterem Mihr Ali Süleyman hocaefendi ile de tanışmıştık.
Onun daveti üzere bugünkü Medine’deki ziyaret yerlerine ait gezi
programına has dairede birkaç arkadaşımızla birlikte katıldık.
Bu özel ve güzel geziyi çok önemsedik. Ve Bilal-i Habeşi camii’nin
önünde buluştuk ve o mana yüklü geziye iştirak edebilmenin unutulmaz
hatıralarını yaşadık.
Mihr
Ali Süleyman hocaefendinin dilinden;
•
UHUD’u dinledik ve gördük. Uhud sahabilerinin metafizik gerilimlerini
yaşamaya çalıştık.
•
Mus’ab b. Umeyr ve Ebû Dücane’nin Efendimiz (s.a.v.)’i koruma cehdleri,
Efendimiz (s.a.v.)’in mübarek dişlerinin kırılması, Hz. Hamza’nın şehid
edilişi, Hz. Hanzala’nın melekler tarafından yıkanışı, 70 kişilik
şehitler bölüğü ve daha neler neler, hepsi bütün detayları ile anlatıldı,
hayallendirildi, gözlerimiz nemli, gönlümüz buğulu, yüreğimiz
sızılı bir kere daha dinledik ve inledik.
•
Hendek ve Hendek’teki yedi mescidlere geldik. Burada da müşrikler
İslâm’ı kökten kazımak istiyorlardı, on bin kişilerdi. Ama efendimiz
(s.a.v.) ve arkadaşları açlık, yokluk ve her türlü sıkıntıya rağmen
karınlarına taş bağladılar, hendek kazdılar, kırılmayan taşları
kırdılar, Şam’ın, Kisra’nın ve San’a’nın fethedileceği müjdesini verdiler.
Hz. Cabir’i düşündük, Hz. Ali’yi bağrımıza bastık. İslâm zaferini yudumladık.
•
7 mescidler maalesef tarihi özelliklerini yitirmişlerdi. Harabeye
dönmüşlerdi. Önlerinde namaz kılmak bile zorlaşmıştı.
•
Sonra sırasıyla Mescid-i Kıbleteyn, Mescid-i Kuba, Cuma Mescidi,
Cin Mescidi, şehir turu ve hurmalıkları ayrı ayrı ziyaret fırsatını
yakaladık. Çok özel bir ziyaret oldu elhamdülillah.
Bugün
bizim ilk cumamız. Mescid-i Nebevi’de Efendimiz (s.a.v.)’in “kubbe-i
hadra”sına baka baka, O’nun ruhaniyetini hayal ede ede, sanki O’nun
peşinde bircuma edasını yudumluyormuş gibi hazırlandık ve içeriye bu
tabloyu yaşayabilmek için üç saat evvelinden girdik. Çünkü bundan
sonra içeride cumayı eda mümkün değil. Yerimizi aldık, derinliklere
daldık. renk renk, soy soy, boy boy, huy huy “KARDEŞ” insanlarla beraber
huşu, huzur ve hudu ile muhteşem bir cuma kıldık.
•
Cumamızın hutbesi ve hutbeyi irad edeni de hakikaten muhteşemdi.
Mimik ve jestiyle, hitabet tarzıyla, seçtiği konu özelliğiyle, kulaklar,
gözler, gönüller gerçekten tam manasıyla bir “cuma bayramı” sevinci,
süruru, mutluluğu yaşanmaktaydı. Âdeta cumayı yudumladık. İçtik
ve içimize sindirdik. Nefsimize en güzel tokatları indirdik. Ve rahat
ettik. Kendimize geldik.
•
Medine ve Medine’de cumayı eda anlatılmaz, yaşanır.
•
Bugün ayrıca rahmetli üstad Ali Ulvi KURUCU’nun 22 yıl hizmetinde
bulunan 1994’ten beridir yakinen tanıdığım İsmail Özcan, nam-ı diğer
Fırtına İsmail abiyi ziyarete gittik. Eski hatıraları yâd ettik.
Üstadı hatırlattı, ondan onunla yaşadığı hatıralarından birkaç
anektodu bizimle paylaştı. Ve Üstadlı günlerim gözerimin ve gönlümün
derinliklerinden bir kere daha süzüldü, buğu buğu olduk. Ve dualarla
ruhaniyetiyle kucaklaşınca sıcaklığı yaşadım ve yaşadık.
•
Bu güzel günümüzün gönül kulaklarımızda kalan yankıları ise hutbedeki
mana atmosferiydi. haccın mana ve önemini, fazilet ve değerini,
rahmet ve mağfiret dolu mükâfatını dile getiriyordu hatip. “Birbirinizle
cedelleşmeyin, kardeş olun, birbirinizi incitmeyin, üzmeyin, birbirinize
yardımcı olun, kolaylaştırın, kolaylık dileyin, dünya müslümanlarının
halini düşünün, onlara dua edin, dünyaya sulh ve sükûnetin hakim kılınabilmesi
için Allah’ı çokça anın, mesuliyetinizi bilin. Ailenize, mesuliyetimiz
altındakilere sahip çıkın, bencil olmayın, kibirlenmeyin” diyordu
hatip. “Haccınız mebrur, sa’yiniz meşkûr olsun” diyordu hatip.
•
Evet, bu ne güzel cuma idi, bu ne güzel hutbe idi ve bu ne güzel gün idi.
Anlatabilenler gibi anlatamam.
Müstesna
bir an yakaladım, bana Türkiye’den emanet edilen 7 tane hatmi şerifi,
41 yasin-i şerif’i ve diğer kısa sûre-i celileleri bir bir Rabbime
takdim ettim. Üzerimde emanet olan bütün selaları ve duaları ilettim.
Memleketimize, ordumuza, yurdumuza, ailemize, sevdiklerimize,
vekili olduğumuz hacı annelerimizin bütün yakınlarına uzun uzadıya
dualar ettim, bu mevzuda Rabbime inkıyad ve teslimiyyetimi tazelendirdim.
Bir
ara Özbek, Muhtar Efendi namında bir hacı dedenin hoş ve manalı tavsiye
ve telkinli, kısa ve özlü müstesna bir sohbetine tanık oldum. Kendimi
yenileme, yeniden gözden geçirme fırsatını buldum. Bu zat Afganistan’da
yaşamış, şimdi ise hayatını Medine’de sürdürmekteymiş.
Cennetü’l-Baki’yi
ziyaret ettik, tam ortasında uzun uzadıya dua etme fırsatını yakaladım,
daha doğrusu “dua yapma” vazifesini bana vermişlerdi, dolayısıyla
ben de bu fırsatı hakkıyla değerlendirme gayreti içinde oldum.
Çoğunlukla
Mescid-i Nebevi’de geçiriyorduk vaktimizi ve şunu gördüm. Mescid-i
Nebevi bizi sevmişti, biz de ona aşıktık. Onsuz olmuyordu. 40 vakti
tamamlama gayretimiz başarıyla sonuçlandı.
Akşamlarımız,
yatsı sonraları nur dersleriyle ruh dünyamızı -Medine atmosferinde-
zevklendirmeye ve şevklendirmeye gayret ediyorduk.
Medine’ye
doyulmuyor, Medine’nin havasına, suyuna, meltemli rüzgârına, serinliğine
ve derinliğine doyulmuyor. Medine’nin insanı güzel, cismaniyeti
güzel, tabii halleri güzel ve Medine’de âdeta her şey özel...
Avluda
dikkatimizi çekiyor çekirgeler ve kediler.. Ama çekirgeden yürümek
öyle zor ki... Zarar vermeyeyim, zarar görmeyeyim diyorsunuz çünkü.
Her vakit olmuyor, özellikle sabahları pek çoğalıyorlar ama onlar
da çok şanslı bana göre...
Kedilere
gelince bazen ikamet ettiğimiz otel civarında çok kere Mescid-i Nebevi
etrafında kendi dünyalarını yaşamaktaydılar.
Medine’de,
özellikle mescid-i nebevi’de cemaatle kılınan namazların lezzetini,
izzetini inanın kelimelerle ifade etmem mümkün değil. Ezan ve kamet
arası 20 dakika bekleme insanı farza öyle bir hazırlıyor ki tarif
edemem.
En
büyük sevincimizden birisi de 24 saat Mescid-i Nebevi’nin açık olmasıydı.
Bu hal bizim ibadetlerimizi acelesiz dolu dolu yaşayabilmemizi
kolaylaştırıyordu ve zamanımızı uyku ve tembellikle geçirmekten
kurtarıyordu. Bizim biraz daha mukavemetli, dengeli, ahenkli
“adam” olabilmemize zemin hazırlıyordu bu nurlu zaman dilimleri...
Fırtına
İsmail ağabeyin daveti üzerine Medine’de entelektüel bir düğün
merasimine iştirak ettim. Orada Ömer Öztürk hocamızı, üstad Ali Ulvi
Kurucu’nun kayınbiraderi Faruk Sandıkçı beyi, senabil’in yöneticisi
Hidayet beyi ve daha birçok seçkin zevatı tanıma imkânı buldum. Enver
Sıddık beyin oğlunun düğünüydü. Hasbihal, muhabbet, ikram ve sıcak
insan ilişkilerinin yaşandığı ve yayıldığı bir düğündü. Hac vesilesiyle
Medine ziyaretimizin ruhaniyetine aykırılık arzeden herhangi
bir husus söz konusu değildi.
Bir
başka gün sabah öğle arası eksik kalan ziyaretimizi tamamlama adına
Cuma Mescidi’ni, Mescid-i İcabe’yi, Secde veya Ebû Zer Mescidi’ni, Mikat
Mescidi’ni, Kıbleteyn Mescidi’ni, Mescid-i Raye’yi, Gamame Mescidi’ni,
Ebû Bekir sıddık Mescidi’ni, Ömer b. Hattab Mescidi’ni, Osman b. Affan
mescidi’ni, Ali b. Ebî Talib Mescidi’ni, Anberiye (Osmanlı) Mescidi’ni
ve II. Abdülhamid Han Hicaz Demiryolu İstasyonu’nu ayrı ayrı ziyaret
ettik. Mescidlerin kapısı önünde ikişer rekat namaz kıldık. Hayalen
mescidlerin isimlerini taşıyan büyüklerimizi büyük gönül dünyalarıyla
buluşma gayretine girdik, bu mevzudaki inanç güzelliğimizi tazeledik.
Bütün
bu Medine güzellemelerini vekaletinde bulunduğumuz Necibe anne
ve Hatice anne adına soluklamaya ve onların ruhaniyeti vesilesiyle
yeniden kendi ruhaniyetimizle buluşturmaya özen gösterdik. Rabbim,
bizi böylesine lütfu ilahiye mazhar, manevi nimetlerden istifade
etmemize sebeb olanlardan razı ve hoşnut olsun.
Ve
nihayet “Kim kabrimi ziyaret ederse ona şefaatim vacib olur” (Beyhaki),
“Kim hac yaparda ölümümden sonra kabrimizi ziyaret ederse beni hayatımda
ziyaret etmiş gibi olur.” (Beyhaki) meallerinde Resûlullah Efendimiz
(s.a.v.)’in müjdeli “altın bilezik”lerini ruhumuzun ve kalbimizin
koluna takarak Mekke-i Mükerreme’ye yola revan olduk çok şükür. Bu
sefer yepyeni otobüslerle 6 saat gibi bir sürede Mekke’ye intikal
ettik.
Tabii
ki Medine‘deki otellerimizde ihram elbiselerimizi giydik ama Zülhuleyfe,
yani “Abâr-ı Ali” denilen mikat mahallinde ihrama girdik, öylece
Mekke’ye yolcu olduk.
Mekke’ye
girer girmez aşırı trafik kalabalıklığı ve izdihamıyla karşılaştık.
3.5-4 saatte Mekke’nin içini geçerek Harem’e 3-4 km mesafedeki Mesfele’deki
Kureyşi isimli otelimize ancak ulaşabildik.
Eskimeyen
eski büyüklerimiz “hac yaşanır, anlatılmaz” diye ifade buyurmuşlar.
Hakikaten bu söz çok doğru. Şimdi biz bu sözün gereğini yaşamak üzere
Mekke’deyiz...
Mekke’ye
defalarca gelen de, ilk defa gelen de olağanüstü bir heyecan fırtınasına
tutulmakta... Çünkü Kâbe orada, çünkü Kâbe eksenli bütün mukaddes
emanetler, eserler ve daha neler orada.
Evet
böylesine mühim ve Kur’ân’da da kendisine çok yer verilen mukaddes
mekân Mekke‘ye varıldığında, ibadetlere başlanıldığında insan
âdeta nefsinden sıyrılıyor, mahşeri solukluyor, ihramıyla ilk adımını
atıyor. Haccın ve “hacı olabilmenin” ilk tohumlarını ruhuna atıyor
ve çok kısa zamanda yeşermesine ve iç dünyasında neşvü nema bulmasına
tanık oluyor. Onun için heyecan, aşk, iştiyak, arzu, sabır vs. alabilidğine
yüksek ve derin oluyor. İşte “anlatılamayan, yaşanan” nokta burada
kendini göstermektedir.
Evet,
böylesine duygu ve düşüncelerle ihramlı, dilimizde telbiye, tekbir,
tehlil, dua dua kanatlandık adeta ve kendimizi mübarek Kâbe’mizin
“Hacerü’l-Esved” hizasında bulduk ve Kâbe’yi görür görmez “ya Rabbi,
yaptığımız ve yapacağımız dualarımızı kabul buyur, yaptığımız
ve yapacağımız günahlarımızı affeyle” dedik. Gözlerimizi Kâbe’mize
diktik, mıknatıs gibi çekti bizi kendine...
Ve
Haccımız başlıyor. Temettu haccına niyetlendik. Dolayısıyla öncelikle
Haccımızın umresinin tavafını, tavaf namazını, sa’yini ve dualarını,
bihakkın sırasınca ve usulünce yerine getirmeye çalıştık ve traş
olarak ihramdan çıktık, normal ibadet seyrimize geçtik. Kalbimiz kıpır
kıpır, içimiz neşeli, gözlerimiz çakmak çakmak... Zemzemle serinledik.
Mühim bir vazifeyi ifa ve eda edebilmenin huzurunu yaşadık...
Kâbe
civarı, özellikle metaf ve sa’y bölgesi alabildiğine kalabalık,
hani derler ya “iğne atsan yere düşmez” diye aynen öyle. Tavaf ve
sa’yi nasıl yaparım? diyorsunuz, bir de bakıyorsunuz ki niyet ve sabrınızda
samimi iseniz her şey kolaylaşıyor.
Mukaddes
hac yolculuğumuzun ikinci cuması bugün... Tam üç saat evvel hareme
girme teşebbüsümüz oldu. Buna rağmen içeride yer bulmamız çok zor
oldu. Nihayet Endonezyalı Bahtiyar ve Emcamin yer verdiler, çok
hoş bir ilgi ile mukabelede bulundular. Dışarıda 1-1.5 km bütün sokak
ve caddeler cuma kılmak için insan dolu. Adım atacak yer yok, hem içeride,
hem dışarıda.
Mekke
yapılanma olarak fevkalâde değişmiş. Haremin civarında genişletme
çalışmaları, yeni sa’y katı yapımı sürüyor. Etraftaki oteller de
habire yükselmeye devam ediyor.
Servislerle
gidip geliyoruz ama ilk günler çok izdihamlı. kış mevsiminde olmamıza
rağmen hava sıcak olsa da rahat.
Mekke’de
Kâbe’nin huzurunda cuma’nın tadı ve hazzı daha bir bambaşka oluyor.
Tam bir mahşeri hatırlatıyor ve yaşatıyor Harem-i Şerif cumaları.
Bir yanınızda Arabistanlı, Endonezyalı, Malezyalı, Hindistanlı,
Pakistanlı, Tunuslu, İranlı, Iraklı, Bangladeşli, Türkistanlı,
öbür yanınızda Çeçenyalı, Kafkasyalı, Sudanlı, Mısırlı, Tanzanyalı,
Monakolu, Kazakistanlı, Kırgızistanlı, Nijeryalı, Dağıstanlı,
Tacikistanlı müslüman kardeşleriniz ve biz Türkiyeli olarak “Allah’ın
ipine sımsıkı sarılan, nefislerine
darılan bu renk renk, boy boy, soy soy, huy huy farklı kültür ve geleneklere
sahip aynı iman ve inanç anlayışına sahip güzel insanlarla beraber
cuma ve vakit ibadetlerini eda etmek, mükemmel bir kulluk ifadesi...
Mü’minin gerçek “ibadet düğün günü” böylesine muhteşem tablo olsa
gerek... Bu hal bizim için de ne büyük devlet, ne büyük servet ifade etmekten
acizim.
Bugün
yine iki namaz vakti arasında “Altınoluk” karşısında bir Hakk Dostu’nu
dinleme nezaketinde bulundum. Kâbe’yi, Metaf’ı, tavafı, sa’yi, zemzem
ve benzeri ibadetleri bütün mana boyutları ile ele alıp aktarmalarda
bulunuyordu. İstifade etmek imkânına eriştik...
Artık
bir yandan tavaflarımız, bir yandan Kur’ân okuylarımız, öbür yandan
da zikir, fikir, düşünce, hikmet ve pırıl pırıl duygu ve hislerimiz
ile dopdolu olmanın manevi hazzını, lezzetini ve izzetini yaşadık
ve yaşıyoruz şanlı ve şerefli Mekke’mizin o güzel, özel ve müstesna
dünyasında...
Mekke’de
sıcaklık 46, hatta bir ara 49 dereceye kadar çıktı. Zorluklar artıyor,
ama zorlukları unuttururcasına peş peşe kolaylıklar Cenab-ı
Hakk’ın lütfu keremiyle imdadımıza yetişiveriyor.
Aklın
almadığı hadiseler zuhur ediyor, neticede akıl ve kalp mutmain olabiliyor.
Temizlik ve benzeri haller konusunda zayıflık ve dağınıklık göze
çarpıyor. Ama güzellikler de yok değil.
Hera
otelinde gazeteci-yazar Dr. Ahmed Kurucan beyefendiyi dinleme
fırsatını bulduk. Kalabalık bir hüccac topluluğuna tavafın manasını,
sa’yin hikmetini, Arafat, Müzdelife ve Mina’nın atmosferini ayrı
ayrı bütün boyutlarıyla dile getirdi. Kısaca haccın menasikinin
özetini sundu. Şunları not edebilmişim:
•
Hacerü’l-Esved’i öpme sünneti, öpemese selamlama sünneti, illa izdihama
bulaşmama, harama sebep olmama inceliği şart. Böylece rabbine
verdiğin ahdini yenilemiş, ruhlar alemindeki kulluk taahhüdünü
temsili olarak ortaya koymuş oluyorsun.
•
Tavaf, “varlıkta yok olma, yoklukta var olma...” Her bir şavt dönüşüyle,
yedi şavtın sonunda bir tavaf doğuşunu yaşama liyakati ne büyüktü.
Boyun büküş, O’na doğru dönüş ve O’na doğru varış...
•
Sa’y’de dümdüz gidiş ve dönüş var. Beşeriyeti ifade var. İnsan hayatı
boyunca mesa’da olduğu gibi “dümdüz, dosdoğru bir gidiş ve dönüş”
içinde ve yaşama şekli üzerinde olmalıdır.
•
“Arafat, arasattır” Mahşerin (bir nevi) provasıdır. Kendi içinize
derinleşmektir Arafat... Ve böylece hacı olmak, Kâbe’den gitmek, ferdiyeti
bırakıp “biz”e erişmektir Arafat. Kısaca hacı olmak “O” olmakla
olur. Çünkü “O”nun mekânı Arafat ve Müzdelifedir. Seyir ilellah, seyir
minellah ve seyir fillah... Eridik, hiçliğimizi Arafatta hissettik.
•
Müzdelife’de dua, inkiyat ve teslimiyette ısrar vardır.
•
Mina’ya gelince, aşk, sevgi ve tahammül vardır. Mina’da şeytan var. Ne
demek? Hz. İbrahim’in, Hz. İsmail’in ve Hz. Hacer’in yaşadığı derin
bir imtihan var. Bunun sembolik tekrarı ve Halis bir kimlik kazanımı
söz konusu.
•
Mina’da kurban nedir? En fazla sevdiğinizi, varlığınızı “enlerinizi”
kurban etme demektir.
•
Mina’da herkes kendi şeytanını taşlamalıdır.
•
Buraya kadar anlatılanları yaşadıktan sonra ancak Bayram yapabilirsiniz.
Vesveselere başkaldırmış, firavunlara başkaldırmış, İbrahimleşmiş,
İsmailleşmiş, Hacerleşmiş ve bayramı hak etmişsiniz. Ancak bayrama
eriştik diye kendimizi salmamalıyız. “Minel cinneti vennas”ı unutmamalıyız.
•
Mekke’de veya Medine’de alışverişe çok kısa ve bir kereye mahsus zaman
ayırın. Alışveriş tekrarlarını ibadet zamanlarınızdan “çalma” olarak
düşünün.”
Yeniden
ihrama girdik bu sefer “HAC” için, ve terviye günü, yani bugün Arafat’a
çıktık. Kuşlar gibi kanatlanıp kelebekler gibi uçuşarak... Kur’ân,
zikir, tesbihat, cevşen, salatü selam, tekbir, tehlil ve telbiye yüklü
dolu dolu muhteşem bir “özel manevi gece” geçirdik Arafat’ta. Günahlarımıza
ağladık, ciğerimizi dağladık, şeytanlarımızı bağladık, her daim
an an çağladık. Uykuya çok az bir zaman ayırdık, onu da ibadete çevirdik.
nefsimizi çok şükür devirdik. Zamanı lehimize çevirdik elhamdülillah.
Ve
muhteşem bir gündüz iklimi geçirdik. Saniye saniye, dakika dakika
ve saatlerin ardından öğle ve ikindiyi birleştirip eda ederek kıyam
edip VAKFE’ye durduk. Bir saate yakın Hac dairesi başkanı Seyfettin
beyin duasıyla bir kere daha “HACILIK MAKAMI”na kanatlandık. Gözyaşlarımızı
boşalttık. Ağırlığımızı attık, hafifledik.
Tam
bir gerilim ile kendimizi Müzdelife’de bulduk, taşlarımızı topladık,
akşam ve yatsımızı birleştirerek eda ettik ve burada da kafile başkanımız
Abdüssamed beyin VAKFE duasıyla bir kere daha tam manasıyla yenilendik.
Müzdelife’den
Mina’ya intikalimiz yürüyerek sekiz saati buldu. Sanki haccımızın
tamamına bedel. Aşırı yorgunluk ve bitkinlik ile büyük şeytanı taşladık.
Aslında kendi dünyamızdaki büyük şeytanı taşladık. Sonra ise sabah
namazından önce ikametgâhlarımıza “çileli araba seyahatiyle”
ancak ulaşabildik. İmtihan üstüne imtihan olduk.
Ve
Mekke’de bayram bugün. Sabah ve bayram namazları peşpeşe, tavaflar,
sa’yler yine peş peşe. İnsanlar ibadet seliyle akıyor, günahlarını
yakıyor, yavaş yavaş hacılık ünvanını takıyor, vedalaşmaya hazırlanıyor.
Haccımızın
ziyaret tavafını ve sa’yini yaptık. Üzerimizdeki bu çok mühim ibadet
emanetini ifa etmenin huzurunu yaşadık Allah’a çok şükür.
Her
iki akşam, her üç şeytanı sırasıyla taşladık, hac ibadetimizin ayrıntılarını
tamamladık, artık bol bol nafile tavafların, vakitleri bütün ihtişamıyla
yaşamanın tadını tadarak ibadetin bütün güzellikleri ile donandık.
Ve her zaman yorulmadan O’nun kapısına dayandık. ve yine her halükârda
O’nun boyasıyla boyandık.
Üçüncü
cumamızı da eda ettik ama bu sefer Hacı Necibe ve Hacı Hatice annelerimizin
ruhaniyetleriyle birlikte... Bu cuma bambaşka bir cuma oldu. Haccımızın
“bayramlı cuma”sı oldu.
Ve
4.5 Aylık MERYEM BEBEK de bizimle beraber ta başından beridir yazageldiğim,
zaman dilimlerini yaşayarak, zahmetini annesine ve babasına
çektirerek ve neticede anne ve babasına rahmetini yaşatarak “MİNİK
HACI” kardeşimiz oldu.
Her
şeyden önce “Duyufu’r-Rahman” makamında bizim “Rahman’ın misafirleri”nden
olma şerefine ermemiz çok büyük bir lütuf ve ikram-ı ilahi.
Haccın
olumsuz yönleri söz konusu olduğunda genel manası itibariyle bilgi
eksikliği, anlama zayıflığı, tecrübeyi sunmada noksanlık, kültür
farklılıklarının kavranamayışı ve planlama, ayarlama, sevk ve idarede
aksamalardan bahsedilebilir.
Evrensel
insani doğruları paylaşmada olgunlaşamamış insanların var olduğu,
yine göze takılanlar arasında yerini almaktadır.
Öte
yandan insaflı olmak lâzım. Beş milyon insanı organize etmek, eşit
şartlarda bu insanlara hizmet sunmak elbetteki pek çok zor olsa gerek.
Görülen o ki alt yapı olabildiğince müsait hale getirilmiş, mevcut
imkânları en iyi şekilde değerlendirerek, en güzel hizmetler sunulmaktadır.
İlgili
kurum ve kuruluşlar bakımından ve devletlerarası ilişkiler bakımından
geçmiş yıllara nazaran organizede fevkalade iyileştirmeler, kolaylaştırmalar
getirilmiş olduğunu müşahede etmekteyiz.
Ancak
pasaport kontrollerinde, Mekke ve Medine’de irşad hizmetlerinden
yararlanma esnasında buraların görevlilerince engellemelerle
karşılaşmak bizleri üzmektedir.
Diyanetimizi
kutlamalıyım, sabah kahvaltıları, akşam yemekleri, servis hizmetleri
ve intikal seyahat hizmetleri hakikaten, disiplinli, hoşnutluk
verici temiz ve dikkatli insanlar eliyle yürütülmektedir.
Bu
seneki haccın en zor, en yorucu zaman dilimi Müzdelife’den Mina’ya
intikalin süresi oldu. Sanki haccın zaman diliminin tamamına bedel
gibi geldi bize... Onun için diyorum ki hacca gençken gidiniz, yaşlanmayı
beklemeyiniz, mazeretlerinizi terkediniz. Yaşlı ve ihtiyar olan
için fevkalâde zor, yorucu ve riskli...
Bir
de tekrar tekrar hacca gelmek isteyenlere seslemek istiyorum. Herkes
gibi biz de isteriz ama ilk defa
hacca gelenlerin ve gelecek olanların hac ibadetini kolaylaştırmak
için tekrar anlamında “nafile hac” yapmayı düşünmeme sabrını göstermelidir
insanlarımız. Ama imkânı ve zamanı olanlar tekrar tekrar umre yapabilirler.
Bilgi,
birim ve tecrübe ehli “irşad ekibi” hizmetleriyle farklı bir hac dönemi
yaşadığımızı rahatlıkla söyleyebilirim.
Bir
de kafilemiz ve özellikle grubumuz entelektüel, aklı başında hareket
edebilen müstesna insanlardan müteşekkildi. Dolayısıyla farklı
ve faydalı neticeler elde etmede, yani manevi mesuliyetlerimizi
ve hac vazifelerimizi ifa etmede paylaşım cömertliği ile karşılaştığımızı
da söyleyebilirim.
Yeni
gidecek hacı adayı kardeşlerimiz hacca çok iyi hazırlanarak metafizik bir
gerilime girerek yola çıkmaya özen göstermelidirler. Her bakımdan zinde
olmayı ikmal etmemelidirler. Manevi bilgi donanımlarını çok iyi yapmalıdırlar.
Neticede
güzel görmeye güzel düşünmeye çalıştık, dolayısıyla da hac hayatımızdan lezzet
aldık. Mutlu ve huzurlu duygularla memleketimize intikal etme hususunu
yakaladık. Elhamdülillah, hayır diledik, hayır bulduk.
Çok
şükür, Rabbimize ne kadar dualar etsek azdır.
“Allahüekber velillahi’l-hamd.” “Vesselamü
alâ menittebea’l-hüda.”
Prof.
Dr. Suat YILDIRIM: “Hacda yeni gelenlere yer açmak lâzım.”
Muhterem
Prof. Dr. Suat Yıldırım hocamla birlikte Arafat’ta olmak bizim için
devlet oldu doğrusu. Kendisini görür görmez sevgilerimizi saygılarımızı
da ilettikten sonra Sur dergimiz adına Hac mesajlarını almayı teklif
ettik. Kabul buyurdular.
Ahmet Yüter: Hocam duygu ve düşüncelerinizi alabilir miyiz:
Sıcağı sıcağına, hazır vakfeden hazır çıkmışken.
Suat Yıldırım: Efendim
Sur dergisinin değerli okuyucularının önce kurban bayramlarını
tebrik ediyorum, kendilerine sevgilerimi, saygılarımı arzediyorum.
Hac gibi büyük bir ibadet vesilesiyle 4 milyon kadar müslüman bir
araya gelmiş durumda. Arafat’ta vakfeyi yaptık, tüm hüccac için tüm
müslümanlar için dua ettik. Cenab-ı Hak dualalarımızı kabul buyursun!
Bu birlikteliğimizi Cenab-ı Hak affımıza ve bütün müslümanların
matlublarını gerçekleştirmeye vesile kılsın inşaallah. Temennimiz
odur ki; Hac ibadeti vesilesiyle müslümanlar daha bir şuurlanırlar
ve bu şuurun alametlerini de görüyoruz. Hacca gelenlerin yaş ortalaması
gittikçe daha aşağı geliyor. Daha genç, daha bilinçli daha çok sayıda
müslüman hacca geliyor. Bizim hacılardan temennimiz şudur: Hacı
olmak burada olmakla beraber asıl memlekete dönüşte oluyor zannedersem,
yani haccımızın kabul olunduğunun alameti; haccın faziletlerinin,
haccın bereketinin dönüşümüzde orada devam etmesidir. İnşaallah
orada devam eder ve bu özellikler, faziletler, bu vesileyle toplumumuz
daha bir şuurlanır.
Çünkü
öyle zannediyorum ki; Hacca gelen her müslüman buradan bir takım faziletler,
bir takım meziyetler toplayarak, derleyerek dönüyordur; bu da daha
bir şuurlanmamıza ve müslümanların fikri seviyesinin, manevi seviyesinin
artmasına vesile oluyordur. Cenab-ı Hak feyzinizi arttırsın, sizin
gibi hizmet edenlerin adedini arttırsın ve hele sizin gibi değerli
hocamızla beraber olmak ayrı bir şeref ve memnuniyet vesilesi oldu.
Allah c.c. sa’yinizi meşkûr etsin.
Ahmet Yüter: Teşekkür
ederim hocam. Bundan sonra gelmek isteyecek olanlara tavsiyeniz neler
olabilir:
Suat Yıldırım: Ben şimdi
bu vesileyle şu dersi aldım. Daha önce 2 kere daha hacca gelmiştim.
Fakat Türkiye’den ilk defa geliyorum. Daha öncekilerden biri
Irak’tan idi, biri de Medine’den idi. Şimdi yaptığım en zor tavaf ve en
zor sa’y’i yaptım. Bu şunu gösteriyor: Gerçekten hacda büyük bir izdiham
var. Cenab-ı Allah bu ibadeti ömürde bir defa farz etmiş bunun hikmetini
şimdi daha iyi anladım. Yani demek ki Cenab-ı Allah bu ibadette böyle
hele zamanın ilerlemesiyle insanların, müslümanların sayısının
artmasıyla büyük bir izdihamın olacağını elbet ilm-i mutlakıyla
biliyor. Ömürde bir kere yapılması kafi gelen bir şey bu.
Farz
olarak hacca bir kez gelenlerin artık geriden gelenlere yer açmak
için nafile olarak gelmeye çok hevesli olmamalarını ben şahsen temenni
ediyorum.
Ama
umreye münasip mevsimlerde gelerek Beytullaha olan özlemlerini
giderebilirler. Buradan alacakları feyizleri arttırabilirler.
Fakat hacda yeni gelenlere yer açmak lazım. Çünkü gerçekten çok zor
yapılıyor. Mesela daha önceki gelişlerimde nafile tavaf çokça yapabiliyordum,
ancak bu sefer 1 kere nafile tavaf yapabildim. Benim temennim bu.
Ahmet Yüter: Aslında
çok önemli bir mesaj verdiniz. Düşünmek, fikir edinmek bakımından.
Suat Yıldırım: Bunu önceden
söyleyenler oldu. Hani sanki hac ibadetini sınırlandırmak gibi algılanabiliyordu
bu, ama gerçekten onun ötesinde bu farzı yapması gerekenlere imkan verme
bakımından şahsen öyle düşünüyorum.
Ahmet Yüter: Hocam
çok teşekkür ediyoruz. Allah razı olsun. Hakkınızı helal edin.