2007 Haccı'nın Ardından / Ahmed Yüter

KUTSAL İKLİME DOĞRU YOLA ÇIKARKEN

KUT­SAL İK­Lİ­ME DOĞ­RU YO­LA ÇI­KAR­KEN....

Ön ka­yıt, ku­ra çe­ki­li­şi, res­mi ka­yıt der­ken mad­di-ma­ne­vi bü­tün ha­zır­lık­la­rı­mı­zı yap­tık. Özel­lik­le ken­di­le­ri­ne özel il­gi du­ydu­ğu­muz Prof. Dr. Hay­ret­tin KA­RA­MAN, Prof. Dr. Fa­ruk BE­ŞER, Prof. Dr. Ümit Me­riç, Doç. Dr. Os­man SEZ­GİN ve Ah­med ŞA­HİN gi­bi pek muh­te­rem ho­ca­la­rım ile de ay­rı ay­rı gö­rüş­me­ler ya­pıp ma­ne­vi him­met­le­ri­ne ve du­ala­rı­na baş­vu­ra­rak bu pek çok mü­him, mu­kad­des yol­cu­lu­ğu­mu­za ha­zır­lan­dık. Bu ara­da bi­zim ai­le­miz için çok özel­ ye­ri olan Ab­dul­lah Ay­te­kin BAT­TAL bü­yü­ğü­müz­den de des­tu­ru­mu­zu al­ma­yı unut­ma­dık.

İS­TAN­BUL 04 ARA­LIK 2007

Sa­bah na­ma­zı­mı­zı evi­miz­de eda et­tik, hac el­bi­se­le­ri­mi­zi giy­dik, yo­la tam çı­ka­ca­ğı­mız sı­ra­da iki re­kât Al­lah rı­za­sı için na­ma­zı­mı­zı kıl­dık, de­rin bir hu­şu ile Aye­te’l-Kür­si’yi oku­yup Yü­ce Rab­bi­mi­ze hamd ve Ra­sû­lul­lah (s.a.v.)‘a sa­lat-ü se­lam edip, “Rab­bi­miz! (Gi­re­ce­ği­miz ye­re) doğ­ru­luk ve esen­lik için­de gir­memizi sağ­la. (Çı­ka­ca­ğı­mız yer­den de) bi­zi doğ­ru­luk ve esen­lik için­de çı­kar. Bi­ze yar­dım­cı bir kuv­vet ver. Al­lah’ım! Yal­nız sen­den yar­dım di­ler, yal­nız sa­na gü­ve­ni­riz. Al­lah’ım! bu işi­mi­zi ve yol­cu­lu­ğu­mu­zu ko­lay­laş­tır. Bi­ze di­le­di­ğin­den faz­la iyi­lik ­lüt­fet. Her tür­lü kö­tü­lü­ğü biz­den sav. Rab­bi­miz! Gön­lü­mü­ze ge­niş­lik, iş­le­ri­mi­ze ko­lay­lık ver. Al­lah’ım! Ken­di­mi­zi, di­ni­mi­zi, ai­le­mi­zi, ya­kın­la­rı­mı­zı, sa­na ema­net edi­yo­ruz. Ey ke­re­mi bol Rab­bi­miz! Bi­zi her tür­lü kö­tü­lük­ler­den ko­ru.” di­ye du­amı­zı yap­tık ve İs­tan­bul ha­va­li­ma­nı­na in­ti­kal et­tik. Ni­ha­yet bü­tün 32. ka­fi­le ha­cı aday­la­rı ar­ka­daş­la­rı­mız­la bir ara­ya ge­le­rek 10’u 10 ge­çe bi­iz­nil­lah CİD­DE’ye uç­tuk. T.H.Y.’nin 2688 se­fer no’lu uça­ğıy­la...

CİD­DE-04 ARA­LIK 2007

Yaklaşık 3.5 sa­at son­ra Cid­de Ha­va­ala­nı’na ulaş­tık. So­ğuk, ku­ru ayaz­lı İs­tan­bu­lu­muz­dan, sı­cak ama ken­di­ne has ra­hat­lı­ğı ve fark­lı ik­li­mi olan Cid­de’de yi­ne fark­lı uy­gu­la­ma­lı pa­sa­port kont­ro­lün­den ge­çi­ril­dik. Ka­fi­le­mi­ze ay­rı­lan ye­re doğ­ru gi­der­ken, Di­ya­ne­ti­mi­zin kar­şı­la­ma eki­bi­nin sı­cak, se­ve­cen, il­gi do­lu kar­şı­la­ma gü­zel­li­ği­ne mu­ha­tap ol­duk. Bir müd­det din­len­dik, na­maz­la­rı­mı­zı kıl­dık, Cid­de-Me­di­ne yol­cu­lu­ğu­na ha­zır ha­le ge­ti­ril­dik. Oto­büs­le­ri­mi­ze bin­dik, Cid­de’den Me­di­ne’ye yo­la re­van ol­duk. 450 km’lik yo­lu nor­mal­de muh­te­mel 6 sa­at­te gi­de­cek­ken, çok es­ki oto­büs­ler olu­şun­dan şo­fö­rü­mü­zün de il­ginçli­ğin­den an­cak 11 sa­at­te Me­di­ne’de­ki “Grand Me­na­zi­li” isim­li ote­li­mi­zin önü­ne in­ti­kal ede­bil­dik sağ-sa­lim Al­lah’a şü­kür.

Yol bo­yu sev­gi­li Dur­muş Kı­lıç ho­ca­mın ön­cü­lü­ğün­de fa­ki­rin de iş­ti­ra­kiy­le Kur’ân-ı Ke­rim ti­la­ve­ti, ila­hi ve ka­si­de­ler­le süs­lü mu­si­ki zi­ya­fe­ti ve­re­rek, bol bol sa­lat-ü se­lam ve tek­bir ge­ti­re­rek ay­rı­ca tes­bi­hat ya­pa­rak yol­cu­lu­ğu­mu­zu an­lam­lı ha­le dö­nüş­tür­dük.

ME­Dİ­NE-05 ARA­LIK 2007

....ve Me­di­ne’de­yiz. Me­di­ne, ya­ni Yes­rib. Es­ki bir yer­le­şim ye­ri. “Me­di­ne­tü’n-Ne­bi= Pey­gam­ber Şeh­ri” şe­hir­le­rin sev­gi­li­si. Me­de­ni­ye­tin ışık­lı be­şi­ği, Re­sû­lul­lah’ın ka­rar­gâ­hı, ima­nın ka­le­si.

Me­di­ne’de her şey gü­zel. Efen­di­miz (s.a.v.)’in ru­ha­ni­ye­ti ala­bild­iği­ne his­se­di­li­yor. He­men Mes­cid-i Ne­be­vi’ye bir an ev­vel git­mek için can at­tık. Ra­hat ve fe­rah bir şe­kil­de Se­lam ka­pı­sın­dan gi­re­rek ilk zi­ya­re­ti­mi­zi ya­pa­rız di­ye dü­şün­mü­ştük. Ner­de, im­kân mı var? Öy­le­si­ne bir ka­la­ba­lık ve iz­di­ham söz ko­nu­su ki bu hal­de gü­na­ha gir­me­den zi­ya­ret zor gö­zü­kü­yor. Onun için ön­ce ta­hiy­ye­tü’l-mes­cid na­ma­zı­mı­zı son­ra da sa­bah na­ma­zı­mı­zı ce­ma­at­le bir­lik­te eda et­tik ve zi­ya­re­ti­mi­zi ile­ri­ki bir za­man di­li­mi­ne ayar­la­ma­ya ka­rar ver­dik.

Ak­şam, Me­di­ne’de ye­ni alı­nan ve tef­riş edi­len hoş ve gü­zel bir ders­ha­ne­ye git­tik. Ora­da rah­met­li üs­tad Be­di­üz­za­ma­nın ta­le­be­si ol­du­ğu bi­ze söy­le­nen Sek­sen’e doğ­ru ya­şı iler­le­yen mü­ba­rek nur si­ma­lı Ab­dur­rah­man efen­di’nin “Mu­ci­zat-ı Ah­me­di­ye” ko­nu­lu bir nur der­si­ni din­le­me lüt­fu­na maz­har ol­duk bir grup ha­cı ar­ka­da­şı­mız ile bir­lik­te.... Tür­ki­ye­mi­zin dört bir ya­nın­da fark­lı mes­lek ve yaş­lar­da­ki o gü­zel in­san­lar­la be­ra­ber ol­duk.

ME­Dİ­NE-06 ARA­LIK 2007

Dün ak­şam­ki ders­te bir de Me­di­ne’de­ki Bi­lal-i Ha­be­şi ca­mii’nin mü­ez­zi­ni Er­zu­rum­lu muh­te­rem Mihr Ali Sü­ley­man ho­ca­efen­di ile de ta­nış­mış­tık. Onun da­ve­ti üze­re bu­gün­kü Me­di­ne’de­ki zi­ya­ret yer­le­ri­ne ait ge­zi prog­ra­mı­na has da­ire­de bir­kaç ar­ka­da­şı­mız­la bir­lik­te ka­tıl­dık. Bu özel ve gü­zel ge­zi­yi çok önem­se­dik. Ve Bi­lal-i Ha­be­şi ca­mii’nin önün­de bu­luş­tuk ve o ma­na yük­lü ge­zi­ye iş­ti­rak ede­bil­me­nin unu­tul­maz ha­tı­ra­la­rı­nı ya­şa­dık.

Mihr Ali Sü­ley­man ho­ca­efen­di­nin di­lin­den;

• UHUD’u din­le­dik ve gör­dük. Uhud sa­ha­bi­le­ri­nin me­ta­fi­zik ge­ri­lim­le­ri­ni ya­şa­ma­ya ça­lış­tık.

• Mus’ab b. Umeyr ve Ebû Dü­ca­ne’nin Efen­di­miz (s.a.v.)’i ko­ru­ma cehd­le­ri, Efen­di­miz (s.a.v.)’in mü­ba­rek diş­le­ri­nin kırılması, Hz. Ham­za’nın şe­hid edi­li­şi, Hz. Han­za­la’nın me­lek­ler ta­ra­fın­dan yı­ka­nı­şı, 70 ki­şi­lik şe­hit­ler bö­lü­ğü ve da­ha ne­ler ne­ler, hep­si bü­tün de­tay­la­rı ile an­la­tıl­dı, ha­yal­len­di­ril­di, göz­le­ri­miz nem­li, gön­lü­müz bu­ğu­lu, yü­re­ği­miz sı­zı­lı bir ke­re da­ha din­le­dik ve in­le­dik.

• Hen­dek ve Hen­dek’te­ki ye­di mes­cid­le­re gel­dik. Bu­ra­da da müş­rik­ler İsl­âm’ı kök­ten ka­zı­mak is­ti­yor­lar­dı, on bin ki­şi­ler­di. Ama efen­di­miz (s.a.v.) ve ar­ka­daş­la­rı aç­lık, yok­luk ve her tür­lü sı­kın­tı­ya rağ­men ka­rın­la­rı­na taş bağ­la­dı­lar, hen­dek kaz­dı­lar, kı­rıl­ma­yan taş­la­rı kır­dı­lar, Şam’ın, Kis­ra’nın ve San’a’nın fet­he­di­le­ce­ği müj­de­si­ni ver­di­ler. Hz. Ca­bir’i dü­şün­dük, Hz. Ali’yi bağ­rı­mı­za bas­tık. İs­lâm za­fe­ri­ni yu­dum­la­dık.

• 7 mes­cid­ler ma­ale­sef ta­ri­hi özel­li­kle­ri­ni yi­tir­miş­ler­di. Ha­ra­be­ye dön­müş­ler­di. Ön­le­rin­de na­maz kıl­mak bi­le zor­laş­mış­tı.

• Son­ra sı­ra­sıy­la Mes­cid-i Kıb­le­teyn, Mes­cid-i Ku­ba, Cu­ma Mes­ci­di, Cin Mes­ci­di, şe­hir tu­ru ve hur­ma­lık­la­rı ayrı ay­rı zi­ya­ret fır­sa­tı­nı ya­ka­la­dık. Çok özel bir zi­ya­ret ol­du el­ham­dü­lil­lah.

ME­Dİ­NE-07 ARA­LIK 2007

Bu­gün bi­zim ilk cu­ma­mız. Mes­cid-i Ne­be­vi’de Efen­di­miz (s.a.v.)’in “kub­be-i had­ra”sı­na ba­ka ba­ka, O’nun ru­ha­ni­ye­ti­ni ha­yal ede ede, san­ki O’nun pe­şin­de bir­cu­ma eda­sı­nı yudumluyormuş gibi ha­zır­lan­dık ve içe­ri­ye bu tab­lo­yu ya­şa­ya­bil­mek için üç sa­at ev­ve­lin­den gir­dik. Çün­kü bun­dan son­ra içe­ri­de cu­ma­yı eda müm­kün de­ğil. Ye­ri­mi­zi al­dık, de­rin­lik­le­re dal­dık. renk renk, soy soy, boy boy, huy huy “KAR­DEŞ” in­san­lar­la be­ra­ber hu­şu, hu­zur ve hu­du ile muh­te­şem bir­ cu­ma kıl­dık.

• Cu­ma­mı­zın hut­be­si ve hut­be­yi irad ede­ni de ha­ki­ka­ten muh­te­şem­di. Mi­mik ve jes­tiy­le, hi­ta­bet tar­zıy­la, seç­ti­ği ko­nu özel­li­ğiy­le, ku­lak­lar, göz­ler, gö­nül­ler ger­çek­ten tam ma­na­sıy­la bir “cu­ma bay­ra­mı” se­vin­ci, sü­ru­ru, mut­lu­lu­ğu ya­şan­mak­tay­dı. Âde­ta cu­ma­yı yu­dum­la­dık. İç­tik ve içi­mi­ze sin­dir­dik. Nef­si­mi­ze en gü­zel tokat­la­rı in­dir­dik. Ve ra­hat et­tik. Ken­di­mi­ze gel­dik.

• Me­di­ne ve Me­di­ne’de cu­ma­yı eda an­la­tıl­maz, ya­şa­nır.

• Bu­gün ay­rı­ca rah­met­li üs­tad Ali Ul­vi KU­RU­CU’nun 22 yıl hiz­me­tin­de bu­lu­nan 1994’ten be­ri­dir ya­ki­nen ta­nı­dı­ğım İs­ma­il Öz­can, nam-ı di­ğer Fır­tı­na İs­ma­il abi­yi zi­ya­re­te git­tik. Es­ki ha­tı­ra­la­rı yâd et­tik. Üs­ta­dı ha­tır­lat­tı, on­dan onun­la ya­şa­dı­ğı ha­tı­ra­la­rın­dan bir­kaç anek­to­du bi­zim­le pay­laş­tı. Ve Üs­tad­lı gün­le­rim gö­ze­ri­min ve gön­lü­mün de­rin­lik­le­rin­den bir ke­re da­ha sü­zül­dü, bu­ğu bu­ğu ol­duk. Ve du­alar­la ru­ha­ni­ye­tiy­le ku­cak­la­şın­ca sı­cak­lı­ğı ya­şa­dım ve ya­şa­dık.

• Bu gü­zel gü­nü­mü­zün gö­nül ku­lak­la­rı­mız­da ka­lan yan­kı­la­rı ise hut­be­de­ki ma­na at­mos­fe­riy­di. hac­cın ma­na ve öne­mi­ni, fa­zi­let ve de­ğe­ri­ni, rah­met ve mağ­fi­ret do­lu mü­kâ­fa­tı­nı di­le ge­ti­ri­yor­du ha­tip. “Bir­bi­ri­niz­le ce­del­leş­me­yin, kar­deş olun, bir­bi­ri­ni­zi in­cit­me­yin, üz­me­yin, bir­bi­ri­ni­ze yar­dım­cı olun, ko­lay­laş­tı­rın, ko­lay­lık di­le­yin, dün­ya müs­lü­man­la­rı­nın ha­li­ni dü­şü­nün, on­la­ra dua edin, dün­ya­ya sulh ve sükû­ne­tin ha­kim kı­lı­na­bil­me­si için Al­lah’ı çok­ça anın, me­su­li­ye­ti­ni­zi bi­lin. Ai­le­ni­ze, me­su­li­ye­ti­miz al­tın­da­ki­le­re sa­hip çı­kın, ben­cil ol­ma­yın, ki­bir­len­me­yin” di­yor­du ha­tip. “Hac­cı­nı­z meb­rur, sa’yi­niz meş­kûr ol­sun” di­yor­du ha­tip.

• Evet, bu ne gü­zel cu­ma idi, bu ne gü­zel hut­be idi ve bu ne gü­zel gün idi. An­la­ta­bi­len­ler gi­bi an­la­ta­mam.

ME­Dİ­NE- 08,09,10,11 VE 12 ARA­LIK 2007

Müs­tes­na bir an ya­ka­la­dım, ba­na Tür­ki­ye’den ema­net edi­len 7 ta­ne hat­mi şe­ri­fi, 41 ya­sin-i şe­rif’i ve di­ğer kı­sa sû­re-i ce­li­le­le­ri bir bir Rab­bime tak­dim et­tim. Üze­rim­de ema­net olan bü­tün se­la­la­rı ve du­ala­rı ilet­tim. Mem­le­ke­ti­mize, or­du­mu­za, yur­du­mu­za, ai­le­mi­ze, sev­dik­le­ri­mi­ze, ve­ki­li ol­du­ğu­muz ha­cı an­ne­le­ri­mi­zin bü­tün ya­kın­la­rı­na uzun uza­dı­ya du­alar et­tim, bu mev­zu­da Rab­bi­me in­kıy­ad ve tes­li­miy­ye­ti­mi ta­ze­len­dir­dim.

Bir ara Öz­bek, Muh­tar Efendi na­mın­da bir ha­cı de­de­nin hoş ve ma­na­lı tav­si­ye ve tel­kin­li, kı­sa ve öz­lü müs­tes­na bir soh­be­ti­ne ta­nık ol­dum. Ken­di­mi ye­ni­le­me, ye­ni­den göz­den ge­çir­me fır­sa­tı­nı bul­dum. Bu zat Af­ga­nis­tan’da ya­şa­mış, şim­di ise ha­ya­tı­nı Me­di­ne’de sür­dür­mek­tey­miş.

Cen­ne­tü’l-Ba­ki’yi zi­ya­ret et­tik, tam or­ta­sın­da uzun uza­dı­ya dua et­me fır­sa­tı­nı ya­ka­la­dım, da­ha doğ­ru­su “dua yap­ma” va­zi­fe­si­ni ba­na ver­miş­ler­di, do­la­yı­sıy­la ben de bu fır­sa­tı hak­kıy­la de­ğer­len­dir­me gay­re­ti için­de ol­dum.

Ço­ğun­luk­la Mes­cid-i Ne­be­vi’de ge­çi­ri­yor­duk vak­ti­mi­zi ve şu­nu gör­düm. Mes­cid-i Ne­be­vi bi­zi sev­miş­ti, biz de ona aşık­tık. On­suz ol­mu­yor­du. 40 vak­ti ta­mam­la­ma gay­re­ti­miz ba­şa­rıy­la so­nuç­lan­dı.

Ak­şam­la­rı­mız, yat­sı son­ra­la­rı nur ders­le­riy­le ruh dün­ya­mı­zı -Me­di­ne at­mos­fe­rin­de- zevk­len­dir­me­ye ve şevk­len­dir­me­ye gay­ret edi­yor­duk.

Me­di­ne’ye do­yul­mu­yor, Me­di­ne’nin ha­va­sı­na, su­yu­na, mel­tem­li rüz­gâ­rı­na, se­rin­li­ği­ne ve de­rin­li­ği­ne do­yul­mu­yor. Medi­ne’nin in­sa­nı gü­zel, cis­ma­ni­ye­ti gü­zel, ta­bii hal­le­ri gü­zel ve Me­di­ne’de âde­ta her şey özel...

Av­lu­da dik­ka­ti­mi­zi çe­ki­yor çe­kir­ge­ler ve ke­di­ler.. Ama çe­kir­ge­den yü­rü­mek öy­le zor ki... Za­rar ver­me­ye­yim, za­rar gör­me­ye­yim di­yor­su­nuz çün­kü. Her va­kit ol­mu­yor, özel­lik­le sa­bah­la­rı pek ço­ğa­lı­yor­lar ama on­lar da çok şans­lı ba­na gö­re...

Ke­di­le­re ge­lin­ce ba­zen ika­met et­ti­ği­miz otel ci­va­rın­da çok ke­re Mes­cid-i Ne­be­vi et­ra­fın­da ken­di dün­ya­la­rı­nı ya­şa­mak­tay­dı­lar.

Me­di­ne’de, özel­lik­le mes­cid-i ne­be­vi’de ce­ma­at­le kı­lı­nan na­maz­la­rın lez­ze­ti­ni, iz­ze­ti­ni ina­nın ke­li­me­ler­le ifa­de et­mem mümk­ün de­ğil. Ezan ve ka­met ara­sı 20 da­ki­ka bek­le­me in­sa­nı far­za öy­le bir ha­zır­lı­yor ­ki ta­rif ede­mem.

En bü­yük se­vin­ci­miz­den bi­ri­si de 24 sa­at Mes­cid-i Ne­be­vi’nin açık ol­ma­sıy­dı. Bu hal bi­zim iba­det­le­ri­mi­zi ace­le­siz do­lu do­lu ya­şa­ya­bil­me­mi­zi ko­lay­laş­tı­rı­yor­du ve za­ma­nı­mı­zı uy­ku ve tem­bel­lik­le ge­çir­mek­ten kur­ta­rı­yor­du. Bi­zim bi­raz da­ha mu­ka­ve­met­li, den­ge­li, ahenk­li “adam” ola­bil­me­mi­ze ze­min ha­zır­lı­yor­du bu nur­lu za­man di­lim­le­ri...

Fır­tı­na İs­ma­il ağa­be­yin da­ve­ti üze­ri­ne Me­di­ne’de en­te­lek­tü­el bir dü­ğün me­ra­si­mi­ne iş­ti­rak ettim. Ora­da Ömer Öz­türk ho­ca­mı­zı, üs­tad Ali Ul­vi Ku­ru­cu’nun ka­yın­bi­ra­de­ri Fa­ruk San­dık­çı be­yi, se­na­bil’in yö­ne­ti­ci­si Hi­da­yet be­yi ve da­ha bir­çok seç­kin ze­va­tı ta­nı­ma imkâ­nı bul­dum. En­ver Sıd­dık be­yin oğ­lu­nun dü­ğü­nüy­dü. Has­bi­hal, mu­hab­bet, ik­ram ve sı­cak in­san iliş­ki­le­ri­nin ya­şan­dı­ğı ve ya­yıl­dı­ğı bir dü­ğün­dü. Hac ve­si­le­siy­le Me­di­ne zi­ya­re­ti­mi­zin ru­ha­ni­ye­ti­ne ay­kı­rı­lık ar­ze­den her­han­gi bir hu­sus söz ko­nu­su de­ğil­di.

Bir baş­ka gün sa­bah öğ­le ara­sı ek­sik ka­lan zi­ya­re­ti­mi­zi ta­mam­la­ma adı­na Cu­ma Mes­ci­di’ni, Mes­cid-i İca­be’yi, Sec­de ve­ya Ebû Zer Mes­ci­di’ni, Mi­kat Mes­ci­di’ni, Kıb­le­teyn Mes­ci­di’ni, Mes­cid-i Raye’yi, Ga­ma­me Mes­ci­di’ni, Ebû Be­kir sıd­dık Mes­ci­di’ni, Ömer b. Hat­tab Mes­ci­di’ni, Os­man b. Af­fan mes­ci­di’ni, Ali b. Ebî Ta­lib Mes­ci­di’ni, An­be­ri­ye (Os­man­lı) Mes­ci­di’ni ve II. Ab­dül­ha­mid Han Hi­caz De­mir­yo­lu İs­tas­yo­nu’nu ay­rı ay­rı zi­ya­ret et­tik. Mes­cid­le­rin ka­pı­sı önün­de iki­şer re­kat na­maz kıl­dık. Ha­ya­len mes­cid­le­rin isim­le­ri­ni ta­şı­yan bü­yük­le­ri­mi­zi bü­yük gö­nül dün­ya­la­rıy­la bu­luş­ma gay­re­ti­ne gir­dik, bu mev­zu­da­ki inanç gü­zel­li­ği­mi­zi ta­ze­le­dik.

Bü­tün bu Me­di­ne gü­zel­le­me­le­ri­ni ve­ka­le­tin­de bu­lun­du­ğu­muz Ne­ci­be an­ne ve Ha­ti­ce an­ne adı­na so­luk­la­ma­ya ve on­la­rın ru­ha­ni­ye­ti ve­si­le­siy­le ye­ni­den ken­di ru­ha­ni­ye­ti­miz­le bu­luş­tur­ma­ya özen gös­ter­dik. Rab­bim, bi­zi böy­le­si­ne lüt­fu ila­hi­ye maz­har, ma­ne­vi ni­met­ler­den is­ti­fa­de et­me­mi­ze se­beb olan­lar­dan ra­zı ve hoş­nut ol­sun.

Ve ni­ha­yet “Kim kab­ri­mi zi­ya­ret eder­se ona şe­fa­atim va­cib olur” (Bey­ha­ki), “Kim hac ya­par­da ölü­müm­den son­ra kab­ri­mi­zi zi­ya­ret eder­se be­ni ha­ya­tım­da zi­ya­ret et­miş gi­bi olur.” (Bey­ha­ki) me­al­le­rin­de Re­sû­lul­lah Efen­di­miz (s.a.v.)’in müj­de­li “al­tın bi­le­zik”le­ri­ni ru­hu­mu­zun ve kal­bi­mi­zin ko­lu­na ta­ka­rak Mek­ke-i Mü­ker­re­me’ye yo­la re­van ol­duk çok şü­kür. Bu se­fer yep­ye­ni oto­büs­ler­le 6 sa­at gi­bi bir sü­re­de Mek­ke’ye in­ti­kal et­tik.

Ta­bii ki Me­di­ne‘de­ki otel­le­ri­miz­de ih­ram el­bi­se­le­ri­mi­zi giy­dik ama Zül­hu­ley­fe, ya­ni “Abâr-ı Ali” de­ni­len mi­kat ma­hal­lin­de ih­ra­ma gir­dik, öy­le­ce Mek­ke’ye yol­cu ol­duk.

Mek­ke’ye gi­rer gir­mez aşı­rı tra­fik ka­la­ba­lık­lı­ğı ve iz­di­ha­mıy­la kar­şı­laş­tık. 3.5-4 sa­at­te Mek­ke’nin içi­ni ge­çe­rek Ha­rem’e 3-4 km me­sa­fe­de­ki Mes­fe­le’de­ki Ku­rey­şi isim­li ote­li­mi­ze an­cak ula­şa­bil­dik.

MEK­KE-13 ARA­LIK 2007

Es­ki­me­yen es­ki bü­yük­le­ri­miz “hac ya­şa­nır, an­la­tıl­maz” di­ye ifa­de bu­yur­muş­lar. Ha­ki­ka­ten bu söz çok doğ­ru. Şim­di biz bu sö­zün ge­re­ği­ni ya­şa­mak üze­re Mek­ke’de­yiz...

Mek­ke’ye de­fa­lar­ca ge­len­ de, ilk de­fa ge­len ­de ola­ğa­nüs­tü bir he­ye­can fır­tı­na­sı­na tu­tul­mak­ta... Çün­kü Kâ­be ora­da, çün­kü Kâ­be ek­sen­li bü­tün mu­kad­des ema­net­ler, eser­ler ve da­ha ne­ler ora­da.

Evet böy­le­si­ne mü­him ve Kur’ân’da da ken­di­si­ne çok yer ve­ri­len mu­kad­des me­kân Mek­ke‘ye va­rıl­dı­ğın­da, iba­det­le­re baş­la­nıl­dı­ğın­da in­san âde­ta nef­sin­den sıy­rı­lı­yor, mah­şe­ri so­luk­lu­yor, ih­ra­mıy­la ilk adı­mı­nı atı­yor. Hac­cın ve “ha­cı ola­bil­me­nin” ilk to­hum­la­rı­nı ru­hu­na atı­yor ve çok kı­sa za­man­da ye­şer­me­si­ne ve iç dün­ya­sın­da neş­vü ne­ma bul­ma­sı­na ta­nık olu­yor. Onun için he­ye­can, aşk, iş­ti­yak, ar­zu, sa­bır vs. ala­bi­lid­ği­ne yük­sek ve de­rin olu­yor. İş­te “an­la­tı­la­ma­yan, ya­şa­nan” nok­ta bu­ra­da ken­di­ni gös­ter­mek­te­dir.

Evet, böy­le­si­ne duy­gu ve dü­şün­ce­ler­le ih­ram­lı, di­li­miz­de tel­bi­ye, tek­bir, teh­lil, dua dua ka­nat­lan­dık ade­ta ve ken­di­mi­zi mü­ba­rek Kâ­be’mi­zin “Ha­ce­rü’l-Es­ved” hi­za­sın­da bul­duk ve Kâ­be’yi gö­rür gör­mez “ya Rab­bi, yap­tı­ğı­mız ve ya­pa­ca­ğı­mız du­ala­rı­mı­zı ka­bul bu­yur, yap­tı­ğı­mız ve ya­pa­ca­ğı­mız gü­nah­la­rı­mı­zı af­fey­le” de­dik. Göz­le­ri­mi­zi Kâ­be’mi­ze dik­tik, mık­na­tıs gi­bi çek­ti bi­zi ken­di­ne...

Ve Hac­cı­mız baş­lı­yor. Te­met­tu hac­cı­na ni­yet­len­dik. Do­la­yı­sıy­la ön­ce­lik­le Hac­cı­mı­zın um­re­si­nin ta­va­fı­nı, ta­vaf na­ma­zı­nı, sa’yi­ni ve du­ala­rı­nı, bi­hak­kın sı­ra­sın­ca ve usu­lün­ce ye­ri­ne ge­tir­me­ye ça­lış­tık ve traş ola­rak ih­ram­dan çık­tık, nor­mal iba­det sey­ri­mi­ze geç­tik. Kal­bi­miz kı­pır kı­pır, içi­miz ne­şe­li, göz­le­ri­miz çak­mak çak­mak... Zem­zem­le se­rin­le­dik. Mü­him bir va­zi­fe­yi ifa ve eda ede­bil­me­nin hu­zu­ru­nu ya­şa­dık...

Kâ­be ci­va­rı, özel­lik­le me­taf ve sa’y böl­ge­si ala­bi­ldi­ği­ne ka­la­ba­lık, ha­ni der­ler ya “iğ­ne at­san yere düş­mez” di­ye ay­nen öy­le. Ta­vaf ve sa’yi na­sıl ya­pa­rım? di­yor­su­nuz, bir de ba­kı­yor­su­nuz ki ni­yet ve sab­rı­nız­da sa­mi­mi ise­niz her şey ko­lay­la­şı­yor.

Mu­kad­des hac yol­cu­lu­ğu­mu­zun ikin­ci cu­ma­sı bu­gün... Tam üç sa­at ev­vel ha­re­me gir­me te­şeb­bü­sü­müz ol­du. Bu­na rağ­men içe­ri­de yer bul­ma­mız çok zor ol­du. Ni­ha­yet En­do­nez­ya­lı Bah­ti­yar ve Em­ca­min yer ver­di­ler, çok hoş bir il­gi ile mu­ka­be­le­de bu­lun­du­lar. Dı­şa­rı­da 1-1.5 km bü­tün so­kak ve cad­de­ler cu­ma kıl­mak için in­san do­lu. Adım ata­cak yer yok, hem içe­ri­de, hem dı­şa­rı­da.

Mek­ke ya­pı­lan­ma ola­rak fev­ka­lâ­de de­ğiş­miş. Ha­re­min ci­va­rın­da ge­niş­let­me ça­lış­ma­la­rı, ye­ni sa’y ka­tı ya­pı­mı sü­rü­yor. Et­raf­ta­ki otel­ler de ha­bi­re yük­sel­me­ye de­vam edi­yor.

Ser­vis­ler­le gi­dip ge­li­yo­ruz ama ilk gün­ler çok iz­di­ham­lı. kış mev­si­min­de ol­ma­mı­za rağ­men ha­va sı­cak ol­sa da ra­hat.

Mek­ke’de Kâ­be’nin hu­zu­run­da cu­ma’nın ta­dı ve haz­zı da­ha bir bam­baş­ka olu­yor. Tam bir mah­şe­ri ha­tır­la­tı­yor ve ya­şa­tı­yor Ha­rem-i Şe­rif cu­ma­la­rı. Bir ya­nı­nız­da Ara­bis­tan­lı, En­do­nez­ya­lı, Ma­lez­ya­lı, Hin­dis­tan­lı, Pa­kis­tan­lı, Tu­nus­lu, İran­lı, Irak­lı, Bang­la­deş­li, Tür­kis­tan­lı, öbür ya­nı­nız­da Çe­çen­ya­lı, Kaf­kas­ya­lı, Su­dan­lı, Mı­sır­lı, Tan­zan­ya­lı, Mo­na­ko­lu, Ka­za­kis­tan­lı, Kır­gı­zis­tan­lı, Ni­jer­ya­lı, Da­ğıs­tan­lı, Ta­ci­kis­tan­lı müs­lü­man kar­deş­le­ri­niz ve biz Tür­ki­ye­li ola­rak “Al­lah’ın ipi­ne sım­sı­kı sa­rı­lan, nefis­le­ri­ne da­rı­lan bu renk renk, boy boy, soy soy, huy huy fark­lı kül­tür ve ge­le­nek­le­re sa­hip ay­nı iman ve inanç an­la­yı­şı­na sa­hip gü­zel in­san­lar­la be­ra­ber cu­ma ve va­kit iba­det­le­ri­ni eda et­mek, mü­kem­mel bir kul­luk ifa­de­si... Mü’mi­nin ger­çek “iba­det dü­ğün gü­nü” böy­le­si­ne muh­te­şem tab­lo ol­sa ge­rek... Bu hal bi­zim için de ne bü­yük dev­let, ne bü­yük ser­vet ifa­de et­mek­ten aci­zim.

Bu­gün yi­ne iki na­maz vak­ti ara­sın­da “Al­tı­no­luk” kar­şı­sın­da bir Hakk Dos­tu’nu din­le­me ne­za­ke­tin­de bu­lun­dum. Kâ­be’yi, Me­taf’ı, ta­va­fı, sa’yi, zem­zem ve ben­ze­ri iba­det­le­ri bü­tün ma­na bo­yut­la­rı ile ele alıp ak­tar­ma­lar­da bu­lu­nu­yor­du. İs­ti­fa­de et­mek im­kâ­nı­na eriş­tik...

Ar­tık bir yan­dan ta­vaf­la­rı­mız, bir yan­dan Kur’ân okuy­la­rı­mız, öbür yan­dan da zi­kir, fi­kir, dü­şün­ce, hik­met ve pı­rıl pı­rıl duy­gu ve his­le­ri­miz ile dop­do­lu ol­ma­nın ma­ne­vi haz­zı­nı, lez­ze­ti­ni ve iz­ze­ti­ni ya­şa­dık ve ya­şı­yo­ruz şan­lı ve şe­ref­li Mek­ke’mi­zin o gü­zel, özel ve müs­tes­na dün­ya­sın­da...

MEK­KE-15-16 ARA­LIK 2007

Mek­ke’de sı­cak­lık 46, hat­ta bir ara 49 de­re­ce­ye ka­dar çık­tı. Zor­luk­lar ar­tı­yor, ama zor­luk­la­rı unut­tu­rur­ca­sı­na peş pe­şe ko­lay­lık­lar Ce­nab-ı Hakk’ın lüt­fu ke­re­miy­le im­da­dı­mı­za ye­ti­şi­ve­ri­yor.

Ak­lın al­ma­dı­ğı ha­di­se­ler zu­hur edi­yor, ne­ti­ce­de akıl ve kalp mut­ma­in ola­bi­li­yor. Te­miz­lik ve ben­ze­ri hal­ler ko­nu­sun­da za­yıf­lık ve da­ğı­nık­lık gö­ze çar­pı­yor. Ama gü­zel­lik­ler de yok de­ğil.

He­ra ote­lin­de ga­ze­te­ci-ya­zar Dr. Ah­med Ku­ru­can be­ye­fen­di­yi din­le­me fır­sa­tı­nı bul­duk. Ka­la­ba­lık bir hüc­cac top­lu­lu­ğu­na ta­va­fın ma­na­sı­nı, sa’yin hik­me­ti­ni, Ara­fat, Müz­de­li­fe ve Mi­na’nın at­mos­fe­ri­ni ay­rı ay­rı bü­tün bo­yut­la­rıy­la di­le ge­tir­di. Kı­sa­ca hac­cın me­na­si­ki­nin öze­ti­ni sun­du. Şun­la­rı not ede­bil­mi­şim:

• Ha­ce­rü’l-Es­ved’i öp­me sün­ne­ti, öpe­me­se se­lam­la­ma sün­ne­ti, il­la iz­di­ha­ma bu­laş­ma­ma, ha­ra­ma se­bep ol­ma­ma in­ce­li­ği şart. Böy­le­ce rab­bi­ne ver­di­ğin ah­di­ni ye­ni­le­miş, ruh­lar ale­min­de­ki kul­luk ta­ah­hü­dü­nü tem­si­li ola­rak or­ta­ya koy­muş olu­yor­sun.

• Ta­vaf, “var­lık­ta yok ol­ma, yok­luk­ta var ol­ma...” Her bir şavt dö­nü­şüy­le, ye­di şav­tın so­nun­da bir ta­vaf do­ğu­şu­nu ya­şa­ma li­ya­ka­ti ne bü­yük­tü. Bo­yun bü­küş, O’na doğ­ru dö­nüş ve O’na doğ­ru va­rış...

• Sa’y’de düm­düz gi­diş ve dö­nüş var. Be­şe­ri­ye­ti ifa­de var. İn­san ha­ya­tı bo­yun­ca me­sa’da ol­du­ğu gi­bi “düm­düz, dos­doğ­ru bir gi­diş ve dö­nüş” için­de ve ya­şa­ma şek­li üze­rinde ol­ma­lı­dır.

• “Ara­fat, ara­sat­tır” Mah­şe­rin (bir ne­vi) pro­va­sı­dır. Ken­di içi­ni­ze de­rin­leş­mek­tir Ara­fat... Ve böy­le­ce ha­cı ol­mak, Kâ­be’den git­mek, fer­di­ye­ti bı­ra­kıp “biz”e eriş­mek­tir Ara­fat. Kı­sa­ca ha­cı ol­mak “O” ol­mak­la olur. Çün­kü “O”nun me­kâ­nı Ara­fat ve Müz­de­li­fe­dir. Se­yir ilel­lah, se­yir­ mi­nel­lah ve se­yir fil­lah... Eri­dik, hiç­li­ği­mi­zi Ara­fat­ta his­set­tik.

• Müz­de­li­fe’de dua, in­kiyat ve tes­li­mi­yet­te ıs­rar var­dır.

• Mi­na’ya ge­lin­ce, aşk, sev­gi ve ta­ham­mül var­dır. Mi­na’da şey­tan var. Ne de­mek? Hz. İb­ra­him’in, Hz. İs­ma­il’in ve Hz. Ha­cer’in ya­şa­dı­ğı de­rin bir im­ti­han var. Bu­nun sem­bo­lik tek­ra­rı ve Ha­lis bir kim­lik ka­za­nı­mı söz ko­nu­su.

• Mi­na’da kur­ban ne­dir? En faz­la sev­di­ği­ni­zi, var­lı­ğı­nı­zı “en­le­ri­ni­zi” kur­ban et­me de­mek­tir.

• Mi­na’da her­kes ken­di şey­ta­nı­nı taş­la­ma­lı­dır.

• Bu­ra­ya ka­dar an­la­tı­lan­la­rı ya­şa­dık­tan son­ra an­cak Bay­ram ya­pa­bi­lir­si­niz. Ves­ve­se­le­re baş­kal­dır­mış, fi­ra­vun­la­ra baş­kal­dır­mış, İb­ra­him­leş­miş, İs­ma­il­leş­miş, Ha­cer­leş­miş ve bay­ra­mı hak et­miş­si­niz. An­cak bay­ra­ma eriş­tik di­ye ken­di­mi­zi sal­ma­ma­lı­yız. “Mi­nel cin­ne­ti ven­nas”ı unut­ma­ma­lı­yız.

• Mek­ke’de ve­ya Me­di­ne’de alış­ve­ri­şe çok kı­sa ve bir ke­re­ye mah­sus za­man ayı­rın. Alış­ve­riş tek­rar­la­rı­nı iba­det za­man­la­rı­nız­dan “çal­ma” ola­rak dü­şü­nün.”

ARA­FAT- 17 ARA­LIK 2007

Ye­ni­den ih­ra­ma gir­dik bu se­fer “HAC” için, ve ter­vi­ye gü­nü, ya­ni bu­gün Ara­fat’a çık­tık. Kuş­lar gi­bi ka­nat­la­nıp ke­le­bek­ler gi­bi uçu­şa­rak... Kur’ân, zi­kir, tes­bi­hat, cev­şen, sa­la­tü se­lam, tek­bir, teh­lil ve tel­bi­ye yük­lü do­lu do­lu muh­te­şem bir “özel ma­ne­vi ge­ce” ge­çir­dik Ara­fat’ta. Gü­nah­la­rı­mı­za ağ­la­dık, ci­ğe­ri­mi­zi dağ­la­dık, şey­tan­la­rı­mı­zı bağ­la­dık, her da­im an an çağ­la­dık. Uy­ku­ya çok az bir za­man ayır­dık, onu da iba­de­te çe­vir­dik. nef­si­mi­zi çok şü­kür de­vir­dik. Za­ma­nı le­hi­mi­ze çe­vir­dik el­ham­dü­lil­lah.

ARA­FAT - 18 ARA­LIK 2007

Ve muh­te­şem bir gün­düz ik­li­mi ge­çir­dik. Sa­ni­ye sa­ni­ye, da­ki­ka da­ki­ka ve sa­at­le­rin ar­dın­dan öğ­le ve ikin­di­yi bir­leş­ti­rip eda ede­rek kı­yam edip VAK­FE’ye dur­duk. Bir sa­ate ya­kın Hac da­ire­si baş­ka­nı Sey­fet­tin be­yin du­asıy­la bir ke­re da­ha “HA­CI­LIK MA­KA­MI”na ka­nat­lan­dık. Göz­yaş­la­rı­mı­zı bo­şalt­tık. Ağır­lı­ğı­mı­zı at­tık, ha­fif­le­dik.

Tam bir ge­ri­lim ile ken­di­mi­zi Müz­de­li­fe’de bul­duk, taş­la­rı­mı­zı top­la­dık, ak­şam ve yat­sı­mı­zı bir­leş­ti­re­rek eda et­tik ve bu­ra­da da ka­fi­le baş­ka­nı­mız Ab­düs­sa­med be­yin VAK­FE du­asıy­la bir ke­re da­ha tam­ ma­na­sıy­la ye­ni­len­dik.

Müz­de­li­fe’den Mi­na’ya in­ti­ka­li­miz yü­rü­ye­rek se­kiz sa­ati bul­du. San­ki hac­cı­mı­zın ta­ma­mı­na be­del. Aşı­rı yor­gun­luk ve bit­kin­lik ile bü­yük şey­ta­nı taş­la­dık. As­lın­da ken­di dün­ya­mız­da­ki bü­yük şey­ta­nı taş­la­dık. Son­ra ise sa­bah na­ma­zın­dan ön­ce ika­met­gâh­la­rı­mı­za “çi­le­li ara­ba se­ya­ha­tiy­le” an­cak ula­şa­bil­dik. İm­ti­han üs­tü­ne im­ti­han ol­duk.

MEK­KE- 19 ARA­LIK 2007

Ve Mek­ke’de bay­ram bu­gün. Sa­bah ve bay­ram na­maz­la­rı peş­pe­şe, ta­vaf­lar, sa’yler yi­ne peş pe­şe. İn­san­lar iba­det se­liy­le akı­yor, gü­nahla­rı­nı ya­kı­yor, ya­vaş ya­vaş ha­cı­lık ün­va­nı­nı ta­kı­yor, ve­da­laş­ma­ya ha­zır­la­nı­yor.

Hac­cı­mı­zın zi­ya­ret ta­va­fı­nı ve sa’yi­ni yap­tık. Üze­ri­miz­de­ki bu çok mü­him iba­det ema­ne­ti­ni ifa et­me­nin hu­zu­ru­nu ya­şa­dık Al­lah’a çok şü­kür.

MEK­KE-20-21 ARA­LIK 2007

Her iki ak­şam, he­r üç şey­ta­nı sı­ra­sıy­la taş­la­dık, hac iba­de­ti­mi­zin ay­rın­tı­la­rı­nı ta­mam­la­dık, ar­tık bol bol na­fi­le ta­vaf­la­rın, va­kit­le­ri bü­tün ih­ti­şa­mıy­la ya­şa­ma­nın ta­dı­nı ta­da­rak iba­de­tin bü­tün gü­zel­lik­le­ri ile do­nan­dık. Ve her za­man yo­rul­ma­dan O’nun ka­pı­sı­na da­yan­dık. ve yi­ne her ha­lü­kâr­da O’nun bo­ya­sıy­la bo­yan­dık.

Üçün­cü cu­ma­mı­zı da eda et­tik ama bu se­fer Ha­cı Ne­ci­be ve Ha­cı Ha­ti­ce an­ne­le­ri­mi­zin ru­ha­ni­yet­le­riy­le bir­lik­te... Bu cu­ma bam­baş­ka bir cu­ma ol­du. Hac­cı­mı­zın “bay­ram­lı cu­ma”sı ol­du.

Ve 4.5 Aylık MER­YEM BE­BEK de bi­zim­le be­ra­ber ta ba­şın­dan be­ri­dir ya­za­gel­di­ğim, za­man di­lim­le­ri­ni ya­şa­ya­rak, zah­me­ti­ni an­ne­si­ne ve ba­ba­sı­na çek­ti­re­rek ve ne­ti­ce­de an­ne ve ba­ba­sı­na rah­me­ti­ni ya­şa­ta­rak “Mİ­NİK HA­CI” kar­de­şi­miz ol­du.

GÖZ­LEM­LE­RİM

Her şey­den ön­ce “Du­yu­fu’r-Rah­man” ma­ka­mın­da bi­zim “Rah­man’ın mi­sa­fir­le­ri”nden ol­ma şe­re­fi­ne er­memiz çok bü­yük bir lü­tuf ve ik­ram-ı ila­hi.

Hac­cın olum­suz yön­le­ri söz ko­nu­su ol­du­ğun­da ge­nel ma­na­sı iti­ba­riy­le bil­gi eksik­li­ği, an­la­ma za­yıf­lı­ğı, tec­rü­be­yi sun­ma­da nok­san­lık, kül­tür fark­lı­lık­la­rı­nın kav­ra­na­ma­yı­şı ve plan­la­ma, ayar­la­ma, sevk ve ida­re­de aksa­ma­lar­dan bah­se­di­le­bi­lir.

Ev­ren­sel in­sa­ni doğ­ru­la­rı pay­laş­ma­da ol­gun­la­şa­ma­mış in­san­la­rın var ol­du­ğu, yi­ne gö­ze ta­kı­lan­lar ara­sın­da ye­ri­ni al­mak­ta­dır.

Öte yan­dan in­saf­lı ol­mak lâ­zım. Beş mil­yon in­sa­nı or­ga­ni­ze et­mek, eşit şart­lar­da bu in­san­la­ra hiz­met sun­mak el­bet­te­ki pek çok zor ol­sa ge­rek. Gö­rü­len o ki alt ya­pı ola­bil­di­ğin­ce mü­sa­it ha­le ge­ti­ril­miş, mev­cut im­kân­la­rı en iyi şe­kil­de de­ğer­len­di­re­rek, en gü­zel hiz­met­ler su­nul­mak­ta­dır.

İl­gi­li ku­rum ve ku­ru­luş­lar ba­kı­mın­dan ve dev­let­le­ra­ra­sı iliş­ki­ler ba­kı­mın­dan geç­miş yıl­la­ra na­za­ran or­ga­ni­ze­de fev­ka­la­de iyi­leş­tir­me­ler, ko­lay­laş­tır­ma­lar ge­ti­ril­miş ol­du­ğu­nu mü­şa­he­de et­mek­te­yiz.

An­cak pa­sa­port kont­rol­le­rin­de, Mek­ke ve Me­di­ne’de ir­şad hiz­met­le­rin­den ya­rar­lan­ma es­na­sın­da bu­ra­la­rın gö­rev­li­le­rin­ce en­gel­le­me­ler­le kar­şı­laş­mak bizleri üz­mek­te­dir.

Di­ya­ne­ti­mi­zi kut­la­ma­lı­yım, sa­bah kah­val­tı­la­rı, ak­şam ye­mek­le­ri, ser­vis hiz­met­le­ri ve in­ti­kal se­ya­hat hiz­met­le­ri ha­ki­ka­ten, di­sip­lin­li, hoş­nut­luk ve­ri­ci te­miz ve dik­kat­li in­san­lar eliy­le yü­rü­tül­mek­te­dir.

Bu se­ne­ki hac­cın en zor, en yo­ru­cu za­man di­li­mi Müz­de­li­fe’den Mi­na’ya in­ti­ka­lin süresi ol­du. San­ki hac­cın za­man di­li­mi­nin ta­ma­mı­na be­del gi­bi gel­di bi­ze... Onun için di­yo­rum ki hac­ca genç­ken gi­di­niz, yaş­lan­ma­yı bek­le­me­yi­niz, ma­ze­ret­le­ri­ni­zi ter­ke­di­niz. Yaş­lı ve ih­ti­yar olan için fev­kal­âde zor, yo­ru­cu ve risk­li...

Bir de tek­rar tek­rar hac­ca gel­mek is­te­yen­le­re ses­le­mek is­ti­yo­rum. Her­kes gi­bi biz de is­te­riz ama  ilk de­fa hac­ca ge­len­le­rin ve ge­le­cek olan­la­rın hac iba­de­ti­ni ko­lay­laş­tır­mak için tek­rar an­la­mın­da “na­fi­le hac” yap­ma­yı dü­şün­me­me sab­rı­nı gös­ter­me­li­dir in­san­la­rı­mız. Ama im­kâ­nı ve za­ma­nı olan­lar tek­rar tek­rar um­re ya­pa­bi­lir­ler.

Bil­gi, bi­rim ve tec­rü­be eh­li “ir­şad eki­bi” hiz­met­le­riy­le fark­lı bir hac dö­ne­mi ya­şa­dı­ğı­mı­zı ra­hat­lık­la söy­le­ye­bi­li­rim.

Bir de ka­fi­le­miz ve özel­lik­le gru­bumuz en­te­lek­tü­el, ak­lı ba­şın­da ha­re­ket ede­bi­len müs­tes­na in­san­lar­dan mü­te­şek­kil­di. Do­la­yı­sıy­la far­klı ve fay­da­lı ne­ti­ce­ler el­de et­me­de, ya­ni ma­ne­vi me­su­li­yet­le­ri­mi­zi ve hac va­zi­fe­le­ri­mi­zi ifa et­me­de pay­la­şım cö­mert­li­ği ile kar­şı­laş­tı­ğı­mı­zı da söy­le­ye­bi­li­rim.

Yeni gidecek hacı adayı kar­deş­lerimiz hac­ca çok iyi hazır­lanarak metafizik bir gerilime girerek yola çık­maya özen gös­ter­melidir­ler. Her bakım­dan zin­de ol­mayı ik­mal et­memelidir­ler. Manevi bil­gi donanım­larını çok iyi yap­malıdır­lar.

Neticede güzel gör­meye güzel düşün­meye çalış­tık, dolayısıyla da hac hayatımız­dan lez­zet al­dık. Mut­lu ve huzur­lu duy­gular­la mem­leketimize in­tikal et­me hususunu yakaladık. El­ham­dülil­lah, hayır diledik, hayır bul­duk.

Çok şükür, Rab­bimize ne kadar dualar et­sek az­dır.

 “Al­lahüek­ber velil­lahi’l-hamd.” “Ves­selamü alâ menit­tebea’l-hüda.”

ARAFAT’TAN HAC İNTİBALARI

Prof. Dr. Suat YILDIRIM: “Hacda yeni gelenlere yer açmak lâzım.”

Muh­te­rem Prof. Dr. Su­at Yıl­dı­rım ho­cam­la bir­lik­te Ara­fat’ta ol­mak bi­zim için dev­let ol­du doğ­ru­su. Ken­di­si­ni gö­rür gör­mez sev­gi­le­ri­mi­zi say­gı­la­rı­mı­zı da ilet­tik­ten son­ra Sur der­gi­miz adı­na Hac me­saj­la­rı­nı al­ma­yı tek­lif et­tik. Ka­bul bu­yur­du­lar.

Ah­met Yü­ter: Ho­cam duy­gu ve dü­şün­ce­le­ri­ni­zi ala­bi­lir mi­yiz: Sı­ca­ğı sı­ca­ğı­na, ha­zır vak­fe­den ha­zır çık­mış­ken.

Su­at Yıl­dı­rım: Efen­dim Sur der­gi­si­nin de­ğer­li oku­yu­cu­la­rı­nın ön­ce kur­ban bay­ram­la­rı­nı teb­rik edi­yo­rum, ken­di­le­ri­ne sev­gi­le­ri­mi, say­gı­la­rı­mı ar­ze­di­yo­rum. Hac gi­bi bü­yük bir iba­det ve­si­le­siy­le 4 mil­yon ka­dar müs­lü­man bir ara­ya gel­miş du­rum­da. Ara­fat’ta vak­fe­yi yap­tık, tüm hüc­cac için tüm müs­lü­man­lar için dua et­tik. Ce­nab-ı Hak du­ala­la­rı­mı­zı ka­bul bu­yur­sun! Bu bir­lik­te­li­ği­mi­zi Ce­nab-ı Hak af­fı­mı­za ve bü­tün müs­lü­man­la­rın mat­lub­la­rı­nı ger­çek­leş­tir­me­ye ve­si­le kıl­sın in­şa­al­lah. Te­men­ni­miz odur ki; Hac iba­de­ti ve­si­le­siy­le müs­lü­man­lar da­ha bir şu­ur­la­nır­lar ve bu şu­urun ala­met­le­ri­ni de gö­rü­yo­ruz. Hac­ca ge­len­le­rin yaş or­ta­la­ma­sı git­tik­çe da­ha aşa­ğı ge­li­yor. Da­ha genç, da­ha bi­linç­li da­ha çok sa­yı­da müs­lü­man hac­ca ge­li­yor. Bi­zim ha­cı­lar­dan te­men­ni­miz şu­dur: Ha­cı ol­mak bu­ra­da ol­mak­la be­ra­ber asıl mem­le­ke­te dö­nüş­te olu­yor zan­ne­der­sem, ya­ni hac­cı­mı­zın ka­bul olun­du­ğu­nun ala­me­ti; hac­cın fa­zi­let­le­ri­nin, hac­cın be­re­ke­ti­nin dönü­şü­müz­de ora­da de­vam et­me­si­dir. İn­şa­al­lah ora­da de­vam eder ve bu özel­lik­ler, fa­zi­let­ler, bu vesileyle top­lu­mu­muz da­ha bir şu­ur­la­nır.

Çün­kü öy­le zan­ne­di­yo­rum ki; Hac­ca ge­len her müs­lü­man bu­ra­dan bir ta­kım fa­zi­let­ler, bir ta­kım me­zi­yet­ler top­la­ya­rak, der­le­ye­rek dö­nü­yor­dur; bu da da­ha bir şu­ur­lan­ma­mı­za ve müs­lü­man­la­rın fik­ri se­vi­ye­si­nin, ma­ne­vi se­vi­ye­si­nin art­ma­sı­na ve­si­le olu­yor­dur. Ce­nab-ı Hak fey­zi­ni­zi art­tır­sın, si­zin gi­bi hiz­met eden­le­rin ade­di­ni art­tır­sın ve he­le si­zin gi­bi de­ğer­li ho­ca­mız­la be­ra­ber ol­mak ay­rı bir şe­ref ve mem­nu­ni­yet ve­si­le­si ol­du. Al­lah c.c. sa’yi­ni­zi meş­kûr et­sin.

Ah­met Yü­ter: Te­şek­kür ede­rim ho­cam. Bun­dan son­ra gel­mek is­te­ye­cek olan­la­ra tav­si­ye­niz ne­ler ola­bi­lir:

Su­at Yıl­dı­rım: Ben şim­di bu ve­si­ley­le şu der­si al­dım. Da­ha ön­ce 2 ke­re da­ha hac­ca gel­miş­tim. Fa­kat Tür­ki­ye’den ilk de­fa ge­li­yo­rum. Da­ha ön­ce­ki­ler­den bi­ri Irak’tan idi, bi­ri de Me­di­ne’den idi. Şim­di yap­tı­ğım en zor ta­vaf ve en zor sa’y’i yap­tım. Bu şu­nu gös­te­ri­yor: Ger­çek­ten hac­da bü­yük bir iz­di­ham var. Ce­nab-ı Al­lah bu iba­de­ti ömür­de bir de­fa farz et­miş bu­nun hik­me­ti­ni şim­di da­ha iyi an­la­dım. Ya­ni de­mek­ ki Ce­nab-ı Al­lah bu iba­det­te böy­le he­le za­ma­nın iler­le­mes­iyle in­san­la­rın, müs­lü­man­la­rın sa­yı­sın­ın art­ma­sıy­la bü­yük bir iz­di­ha­mın ola­ca­ğı­nı el­bet ilm-i mut­la­kıy­la bi­li­yor. Ömür­de bir ke­re ya­pıl­ma­sı ka­fi ge­len bir şey bu.

Farz ola­rak hac­ca bir kez ge­len­le­rin ar­tık ge­ri­den ge­len­le­re yer aç­mak için na­fi­le ola­rak gel­me­ye çok he­ves­li ol­ma­ma­la­rı­nı ben şah­sen te­men­ni edi­yo­rum.

Ama um­re­ye mü­na­sip mev­sim­ler­de ge­le­rek Bey­tul­la­ha olan öz­lem­le­ri­ni gi­de­re­bi­lir­ler. Bu­ra­dan ala­cak­la­rı fe­yiz­le­ri art­tı­ra­bi­lir­ler. Fakat hac­da yeni gelen­lere yer aç­mak lazım. Çün­kü ger­çek­ten çok zor yapılıyor. Mesela daha ön­ceki geliş­lerim­de nafile tavaf çok­ça yapabiliyor­dum, an­cak bu sefer 1 kere nafile tavaf yapabil­dim. Benim temen­nim bu.

Ah­met Yüter: As­lın­da çok önem­li bir mesaj ver­diniz. Düşün­mek, fikir edin­mek bakımın­dan.

Suat Yıl­dırım: Bunu ön­ceden söy­leyen­ler ol­du. Hani san­ki hac ibadetini sınır­lan­dır­mak gibi al­gılanabiliyor­du bu, ama ger­çek­ten onun ötesin­de bu far­zı yap­ması gereken­lere im­kan ver­me bakımın­dan şah­sen öy­le düşünüyorum.

Ah­met Yüter: Hocam çok teşek­kür ediyoruz. Al­lah razı ol­sun. Hak­kınızı helal edin.

BU SAYI